jump to navigation

hedeflerdeki pürüzler öncesi, tam da yaklaşmışkenki boşluk hissiyatı… Haziran 9, 2007

Posted by zimbabweli in durum., kategorisiz., psikolojik..
trackback

bir insanın kazandığı en kötü alışkanlık ne sigaradır ne de alköldür herhalde. hiçbir şey yapmamaya alışmış olmasıdır, kendisine uzun veya kısa vadede hiç bir getirisi olmayan şeyleri hayat tarzı edinmesi, bunlar üzerinden düşünmesi, hayatını yorumlamasıdır…

ki bu da insanın o an zaten olmayan vasfını daha da vasıfsız hale getirmekte, hani mutlu olduğumuzu düşündüğümüz bir kaç saatlik eğlencelerden de kendimizi muaf hissetmemizi sağlamaktadır. düşünün ki yarın yapmanız gereken bir iş var, ya da girmeniz gereken bir sınav. eğer o bir zorunluluksa size işkence gibi gelecektir hiç şüphesiz. onu zorunluluk haline getiren şeylerden bahsetmiyorum çünkü kendime yasakladım onları, sadece düşünebilirim ancak ona izin var.

kendimden bahsedeceğim biraz…

ben hayatım boyunca kendimi anlatmakta hep zorluk çekmiş bir ikinci olarak yaşadım, öyle yorumlandım, öyle adlandırıldım. yaptığım her şeyde, attığım her adımda hep ikinci olacağımın bilincindeydim ve bunun ezikliğinde. rahatsız bir kişilik doğurdu bu. ailesi veya arkadaş çevresi tarafından çok sevilen ayrıca içten içe nefret edilen bir tip doğurdu. maymun iştahlı, yapacağı işten yarın tiksinecek ve bu düşünceler bağlamında o an yapacağı işi zor yapan ya da hiç yapmayan birini doğurdu. ben kendim doğmadım, sonradan oldum. düşüncelerim, duygularım, hissettiklerim beni doğurdu ve eğer ben böyle biriysem böyle biriyimdir, ben istediğim için değil. olması gerektiği için böyledir bu. mükemmellik çok uzağındadır, sen sadece ikincisindir. sana bugün gördüğün birincinin baktığı açıdan bakar hayat. çok iğneleyicidir, hani öyle olmasa bile bakışlar seni rahatsız eder. o gün yaşadıkların bunu konfirme eder sadece, o gün gördüğün yüzler, konuşan ağızlar, bakan gözler…

bu ikincilik içgüdüsü, yapmak istediğin ya da varmak istediğin hedefler önündeki en büyük engellerdir, pürüzleri engele dönüştürür. düz bir ipi alır, kördüğüm eder, sen bakakalırsın. ama bu sen istediğin diye değildir, olması gerektiği içindir. kendin gibi düşünen birilerini bulmak için gezer durursun, fikir almak için; ama unuttuğun nokta onların arkalarına bakmaksızın bu engelleri aştığıdır. sen yine bakakalırsın. ölmüş yazarları okursun, kafka okursun, bukowski okursun. sonra bu seni biraz rahatlatır; taa ki hiç bir zaman onlar gibi yazamayacağını anlayana kadar.

enstrüman çalan arkadaşlarına bakarsın, biraz cesaretlenirsin. müzik senin ruhundadır çünkü, hiç bir zaman seni terketmeyeceğini bildiğin tek arkadaşındır; müzisyenlerin etten kemikten insanlar olduğu bakış açısını kazandığında alırsın eline bişiler. denersin, sonra birinci gelir, güzel bişiler tıngırdatır. sen yine bakakalırsın.

yolda yürürken aklına olur olmaz film sahneleri gelir ve sebepsiz yere sende bir istek doğar. bergman seyredersin, aranofski seyredersin, fatih akın seyredersin cesaretlenirsin biraz. taa ki hiç bir zaman öyle bir imkanın olmayacağını anlayana kadar.

arada sırada internette, bilimum galeride, müzede sanat eserlerini incelersin. görsel bana göre dersin, gözle alakalıdır, gözün bu zamana kadar en etkin kullandığın organındır çünkü, onsuz bir hiçsindir. sonra bir iki bişi çizersin, birinci gelir ve… gerisi malum. bu sefer bakakalmazsın ama. içten içe ağlamaya başlamışsındır. tam geri dönüş yokken önüne farklı alternatifler çıkar, sırf o pürüzü aşamayacağını düşündüğün için farklı yollara saparsın, kendinle başbaşa. bohçanı toplarsın kafanın içine ve yürümeye başlarsın. bir iki adım atarsın, mutlu hissedersin kendini. bir iki adım daha, biraz yorulursun. son adımlara doğru artık durum vahimdir, kafandakileri o yolda bırakmışsındır, geri dönüş yoktur, tekrar toparlayamazsın onları. ve tekrar en aptal bakışını takınır, öylece diz çökersin.

insanlarla konuşman gerekir, konuşursun. akşamında, evine döndüğünde tekrar yalnız olacağını bile bile. ve yalnızsındır. kendinle başbaşa kalırsın, ikinciliğin tadını çıkarmaktır bu. önemsenmezsin, kimse o an nerede olduğunu, ne düşündüğünü önemsemez. umurlarında değilsindir, bu da sana yüksek oranda rahatlık sağlar, bağımsızsındır çünkü. evet ikincisindir, ama kimsenin umrunda da değilsindir. birincinin sorumluluğu yoktur üzerinde, kahraman değilsindir.

hayatının hiç bir döneminde popüler, ya da tanınan olmayacağını bildiğin için çağa küsersin, çağı baltalarsın. sonra ne kadar anlamsız olduğunu anlarsın, susarsın. sevgi gereklidir, işlerin yolunda gitmesi için. “gül ki hayat da sana gülsün”‘ü motton yapmışsındır bi kere, diğeri oynamak olur. iyi değildir yani.

yemeği sadece ihtiyacın olduğu için yersin, rahatsızlık hissetmemek için işersin, sıçarsın. zevk almazsın bu yaptıklarından, yapmak zorunda olduğundandır belki, anlam veremezsin ki. anlam verdiklerinde hep yanılmışsındır, yamuk hatta belki de ters bir açıdan bakıyorsundur çünkü hayata, bunun ihtimal dahilinde olması bile bir kanıttır.

gecelerin vardır senin, gündüzler rahatsızlık verir. hele akşamlar… güneşin batışını bekler durursun. güneşin doğuşunu hayranlıkla, biraz da uykulu gözlerle izlersin.

aynaya bakarsın, bu düşüncelerin pekişir, düşünürsün; yarın ne olacak acaba diye. saatler ilerler, zaman geçer, harcarsın zamanını ama senin aklında o dün gördüğün yansıma vardır.

sisli havalar ilham verir, yalnızlık ilham verir, hayat ilham verir ve yazarsın.

ikinci olmak böyle birşeydir işte, anlamsızdır. rasyonel bir getirisi yoktur, sana para kazandırmaz, seni mutlu etmez. ama aklının bi kenarında seninle birlikte yaşayacak bir realitedir anlamsızlık, ikincilik. dumur olmuş gözlerle ekrana bakarsın, harfler arasında kaybolur gidersin…

not: aynı yazı itüsözlüğün konsepte aykırı fasilitesinde yayınlanması ardından dank etti bir bloğa sahip olduğum, buraya da koyayım dedim kendisini…

Yorumlar»

1. anarsist_sufi - Haziran 12, 2007

şimdi insan olmanın bir getisi olsa gerek -bunu ben doğru veya yanlış kavramlarıyla kapsamıyor sadece olduğu gibi anlatıyorum- böyle birileri birşeyler deyince birşeyler yazınca ve bunlar da doğru olunca insanda hayvani bir reddetme itiraz etme güdüsü oluşuyor. Evet ondan bende de var ama zimbabweli doğru söylüyor.
İkinci olmanın sorumsuz gözüken ama aslında çok sorumlu bir yapısı var bu noktada ben arkadaşıma katılmıyorum ve de bu benim hayvani reddetme içgüdümden doğmuyor sadece sevgiden doğuyor karşı koyuşlarım.

Aslında komik olan bazı şeyler var mesela ikinci olmak olayını aslında arkadaşımız burda sağdan limit alarak ulaşılması gereken bir nokta olarak görmüş- aslında öyle bir nokta da yok onun için biliyorum bu dediğim saçmaydı ama genel eğilime işaret ederek kendini de bu genel eğilimin içinde bir varoluşsal çatışma icabı bu şekilde bir teneke üzerinde sunmuştur cevherlerini- ve bence yanlış yapmıştır.

Bir de soldan bakan gözler vardır ki birincinin ikinciye ulaşmak için ne kadar sonsuz bir atılım içinde olduğunu anlar aynı zenon paradokslarının anlattığı gibi hiçbir zaman da hedefe ulaşamaz bir ok.peki ikinciye nasıl bakmamız gerek? şimdi çok daha garip bir problematik var önümüzde aslında ikincinin yönü. Bizim gibi bok kafalı insanlar her zaman kendilerini kompleksli gözüken aslında kompleksiz uysal gözüken ama aslında vahşi güçsüz gözüken ama aslında gücün en büyüğüne sahip bir şekilde sunurlar da bunu anlayamaz insanlar. biz ise itiraz etmeyiz çünkü garibanlığın çok büyük bir çekiciliği vardır.Yön nedir peki sağ taraf pozitif sol taraf negatif midir? Eğer öyle birşey olsa mazoşistler başka kimse solu seçmezdi ama durum kesinlikle böyle değildir.Yönler bize sadece tercihleri verir doğruyu ve yanlışı değil.Yönler bize tercihleri verse de aslında bu tercihler de çok önemsizdir çünkü sonunda tek bir yöne gider hepsi aynı yöne gider.nedir bu pekala ölümden mi bahsediyorum yoksa Tanrının mutlak hidayetinden mi? Aslında bilmiyorum her ikisi de olabilir sonuçta bunu o tarafa çekmek istiyorsanız bunu çoktan yapmışsınızdır yazılanlar eğer okunuyorsa nesnelliği çoktan değil okunmadan önce kaybetmiştir.Çünkü siz çok farklısınız benden ama ortak noktalar da yok değil var onları yakalarsınız da fakat benim verceğim mesaj aslında sizin alcağınızdan çok daha önemsizdir. Neyse konu çok daha farklı mecralara kaymadan ben demek istediklerimi diyeyim.Sonuçta birşeyler bildiğimi sanıyorum ya o yüzden ben gene devam edeyim. Bence bu ana yol hepimizin içinde olan ve insanların ana maddesi olan kalptir.Önemli olan kalptir hissiyattir sezgilerimizdir.Rasyonel dünya şu anda dünyanın amina koyuyor ne kadar işimize yaradı aklımız?Yazmayacağım daha da başka birşey anasını satayım insansanız anlayın bu kadarından ben bira içeceğim.